Bir duygu kopukluğu oldu.
Bir kaç dakika içerisinde birbirlerine yabancı oldular.
O kelimeler belki de anladıkları manada söylenmemişti.
O anki ruh hallerine göre anladılar birbirleri.
Ama?
Bir daha hiç bir şey eskisi gibi olmadı, ne içilen kahveler eski tadında oldu ne de göz göze gelince aynı duygular yaşandı.
Dostluk denilen kavram camdan yapılmış bülbül gibi taşa çarpmış tuzla buz olmuştu.
Her ikisinin de yüreği soğumuş buz kalıbı gibi bedenlerini soğutmuştu.
Şimdi soğuk kalpler birbirini itmeye başlamış ve aralarındaki mesafeyi açmıştı.
Ve yalan girmişti aralarına belki de rengi pembe olanlardandı.
Onlar daha az can yakıyormuş ya.
O pembe yalanlar söylendiği gibi pembe kalmıyor ki, yürekte nar olup,nar rengine dönüyor.
Düşündükçe belki de acı biber olup al kırmızı renginin cazibesine rağmen en çok da o can yakıyor.
İlk yalanı hangisi söyledi ikisi de bulamadı, gerçekte ise ikisi de birbirine baştan beri ufak tefek yalanlar söylemişti.
Belki masum yalanlardı söylenenler, karşısındakinin hoşuna gidecek, iltifat niteliğinde yalanlardı ilk baştan söylenenler.
Sonraları görüşmek istemeyen taraf mazeret adı altında renkli şeker tadında yalanlar söylemeye başladı.
Bazen evde bir aile ferdi hasta olurken, bazen de kendisi hasta oluyordu güya buluşmamak için.
Oysa günümüzde sosyal medya paylaşımı adı altında herkes kendi kendisinin magazin muhabirliğini yapıyor artık.
Hangi dakika itibarı İle kim nerede ve kiminle olduğunu, ne yiyip içtiğini paylaşma modası var.
Gün içinde paylaşım yapmazsan sanki ölmüşsün gibi merak edenler bile var.
Eskiden insanlar birbirinden gizlenirken şimdi sanki tüm insanların evlerinde perdeleri açık herkes birbirinin mahremiyetini izliyor gibi.
Bu sebeple birbirlerine görüşmemek için ne yalan söyledilerse sosyal medya paylaşımında aksini paylaştıkları için birbirlerine yakalandılar.
Her yalan bir adım geri attı dostluklarını.
Yalan söyledikçe başka bir yalan İle durumu kurtarmaya çalıştılar.
Oysa birbirlerine olan güven yok olduğu için birbirlerini inanmadan sadece laf olsun diye dinlemeye başladılar.
Bu kez de birbirlerini dinlemedikleri için kırıldılar.
Oysa birbirlerine uyumlu bir çift olabilirlerdi eğer dürüst davranmış olsalardı.
Gereksiz yere çiçek açan tüm fidanları kırmış, aralarındaki bağı koparıp atmışlardı.
Bu saatten sonra isteseler de başa dönemez ve o masum güven duygusunu yaşayamazlardı.
Uzaklaştılar her gün biraz daha uzağa düştü duyguları.
Bir gün yalana gerek duymadan sessizce birbirlerinden çok uzağa gittiler.
O gün tüm renkler kan kırmızı gelincik tarlası rengine döndü, göz bebekleri küçüldü, akları kızardı.
Pembe yüzleri soldu.
Kopmanın başlama noktası o ilk günkü pembe yalanla başlamıştı.
Pembe duyguları, masumiyeti yalanlar öldürdü.
Belki de o yüzden pembe en çok küçük kızların rengi olarak kaldı.

